Brit yapmıştı bu kolyeyi bana. Fethiye'de iken, orada ilk buluşmamız esnasında vermişti. O zamandan beri hiç çıkarmadım, varlığını bile unutuyordum ara sıra, öyle rahatım. Border line klostrofobik ben için büyük olay. Tâki Kopenhag'a gidene kadar.
Havalanında inşe geçerken duyduğum heyecana ve strese rağmen beni asıl şok eden kolyemin ne yapmak üzere olduğumu anlamışcasına boynumdan çıkıp, aşağılara doğru yol alması ve karşıma boxerımı indirirken çıkması. Sadece tuvaleti kullanmak üzere idim. Biraz heyecan, Line'yi görünce neler olacak stresi ve aslında hiçbir zaman exclusive olmadık diye kendime yaptığım telkinlere rağmen suçluluk duygusu.
Kopmuş kolyeye bakarken içimin ezildiğini hissettim. Brit'in beni serbest bırakışı. "Sevişmek istiyorsan git seviş, sana engel olmayacağım." Kalbimin acısı gözlerime yansıdı, ruhum karardı. Ne işim var lan benim Kopenhag'da, iki buçuk yıl gecikmişim işte.
Kolyeyi çantaya koydum, sonra tamir etmek üzere. Ne enteresandır İstanbul'a geldiğimde fark ettim ki kopmamış kolyem, yalnızca çözülmüş. Ne demeli, ne anlamlar yüklemeli buna? Kolyeyi korumak için yeterince çabalamadım mı? Cıh, şu açıklamayı daha çok sevdim: Koptuk gibi gözükse de, bir gün yine buluşacağız.
Bleach - Soundscape To Ardor

No comments:
Post a Comment